GÖKYÜZÜN HERKESİNDİR KONFERANSI
Hayatını değiştiren kadınların hikayesi “Gökyüzünün Yarısı” konferansında
Kadına karşı şiddete hayır için buluşma
Her yıl dünyada 2 milyon kız çocuğu cinsiyet ayrımı yüzünden daha doğmadan hayata katılma şansından mahrum bırakılıyor, resmi kayıtlara göre her yıl ortalama 5.000 kadın namus cinayetlerine kurban gidiyor ve her yıl 100.000 genç kız kaçırılarak genelevlere satılıyor. Dünya çapında 130 milyon sünnet edilmiş kız var ve her yıl buna sadece Afrika’dan 3 milyon kız daha ekleniyor.
Ya Türkiye’de? Resmi rakamlar 2005 yılında 317, 2006’da 633, 2007’de 1.011, 2008’de 806, 2009’un ilk yedi ayında 935 kadının öldürüldüğünü söylüyor. Resmi olmayan rakamlara göre ise 2011’in ilk yedi ayında 935 kadın öldürüldü.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ile Hürriyet Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası’nın 2005 yılından bu yana her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği Aile İçi Şiddete Son Konferansı, bu yıl “Gökyüzü Herkesindir! Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele: Dünyadan Başarı Öyküleri” başlığıyla 25 Kasım Uluslararası Kadına Şiddete Hayır Günü’nde gerçekleştirilecek.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın da katılımlarıyla gerçekleşecek konferans, New York Times’ın yazarları Nicholas Kristof ve Sheryl WuDunn’un yazdığı ve tüm dünyada kadına uygulanan şiddeti konu alan “Half the Sky” adlı kitaptan esinlendi. Doğan Kitap tarafından “Gökyüzünün Yarısı” adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabın tanıtımının da gerçekleştirileceği konferansa kitapta adlarından sıkça sözedilen Apne Aap, Equality Now ve Foundation for Local Democracy adlı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile Türkiye’den Hürriyet Aile İçi Şiddete Son Kampanyası, Mor Çatı ve Kamer sözcüleri de konuşmacı olarak katılacak.
Konferansa Hindistan, Bosna ve Türkiye’den de birer şiddet mağduru katılarak kişisel deneyimlerini aktaracaklar.
Türkiye’ den Örnekler Var
The New York Times yazarları Nicholas Kristof ve Sheryl WuDunn’un Çin’den Ruanda’ya, Bangladeş’den Nijerya’ya, Pakistan’dan Güney Afrika’ya, Somali’den Kongo’ya dünyanın acılarla dolu ülkelerinden bizzat topladıkları belgeler ve kişisel tanıklıklarla derledikleri kadın hikayelerini “Half the Sky” adlı kitapta topladılar.
2009’da ABD’de yayınlandıktan sonra “çok satan listelerinde” yer alan kitapta, Hindistan ve Pakistan’daki kadın cinayetlerine, Ruanda’daki toplu tecavüzlere, Afrika ülkelerindeki anne ölümlerine, Kamboçya ve Tayland’daki seks ticaretine, Çin’de kız bebeklerin öldürülmelerine ayrıntılı olarak yer veren ikili, ülkelerin yoksulluktan kurtularak gelişebilmesi için kadınların eğitilmesi ve işgücüne katılması gerektiğinin altını çiziyor.
“Half the Sky” tüm bu kara tabloya rağmen okura hem umut aşılıyor, hem de kadınların isterlerse –ve destek görürlerse– neler yapabileceklerini gösteriyor.
Doğan Kitap tarafından “Gökyüzünün Yarısı” adıyla Türkçe’ye çevrilen kitap okurunu küresel kayıtsızlığı kıracak bir adım atmaya davet ediyor. Elif Şafak’ın önsözüyle yayımlanan Türkiye baskısında Emel Armutçu’nun kaleme aldığı aile içi şiddet öyküleri de yer alıyor.
Pulitzer Ödüllü Yazarlar
1984 yılından bu yana The New York Times’da çalışan Nicholas Kristof’un yazdığı köşe yazıları, gelişmekte olan dünyadaki sağlık, fakirlik ve cinsiyet konularına odaklandı. 150’den fazla ülkeyi gezen Kristof, meslektaşları tarafından gazeteciliğin Indiana Jones’u olarak anılıyor. Kristof, 1998 yılında meslektaşı Sheryl WuDunn ile evlendi.
O tarihten sonra birlikte çalışmaya başlayan Kristof ve WuDunn, 1989 yılındaki Tiananmen Meydanı ile ilgili yaptıkları haberlerle Pulitzer ödülü kazandılar ve ödülü kazanan ilk evli çift oldular. 2009 yılında, Kristof ve WuDunn, Dayton Literary Peace Prize’ın 2009 Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne değer bulundu.
“Half the Sky”ı yazma fikri 1989 Tiananmen Meydanı protestoları sırasında oluşmuştu. 500 kişinin öldüğü protestoları incelemelerinin ardından, Kristof ve WuDunn, yaklaşık 39.000 Çinli kızın her yıl, erkekler kadar gıda ve tıbbi yardım alamamalarından dolayı öldüklerini duyduklarında şok olmuşlardı. WuDunn ve Kristof, bu ölümleri, zayiat Tiananmen Meydanı’ndan daha fazla olsa dahi haber yapma imkanı bulamadılar. Bu da, Kristof’un dediğine göre, cinsiyet sorunlarında daha derine inmelerine neden oldu.
The Washington Post kitap eleştirmeni Carolyn See incelemesinde şunları yazmıştı: “Half the Sky” silahlanmaya çağrıdır, bir yardım çağrısıdır, bir katkı çağrısıdır, ama ayrıca bir gönüllülük çağrısıdır. Bu devasa insani konuda gözlerimizi açmamızı istemektedir. Kitap bunu, zarif bir yazı dili ile ve sansasyonel olarak ilgi çekici materyalle yapmakta… Gerçekten de, bunun, incelediğim en önemli kitaplardan birisi olduğunu düşünüyorum.”
Cleveland’da, The Plain Dealer’dan bir eleştirmen de şunları söylemişti: “Rachel Carson’un “Silent Spring” kitabı kuşlarımızı kurtarmamız gerektiğini söylediğinden beri, yeryüzümüze daha iyi hizmet edebiliyoruz. ‘Half the Sky’ bu fakir kadınları bu terörlerden korumak ve ülkelerinin geleceğine dair yükseltilmesi için bizi harekete geçiren bir klasik olmak üzere.”
Karı koca Nicholas Kristof ve Sheryl WuDunn ekibi, kadın haklarını 21. yüzyılın ahlaki sorunu olarak görüyorlar. Half the Sky, fakirlik ve aşırılığın ortadan kaldırılmasında, kadınlarının güçlendirilmesinin ne derece önemli bir araç olduğunu ortaya koyuyor.
“Gökyüzünün Yarısı” kitabında adlarından sıkça söz edilen ve kadınların bireysel kurtuluş mücadelesine katılarak onlara her türlü desteği sağlayan Apnee Aap ve Equality Now’ın temsilcileri de 25 Kasım’daki konferansa katılarak birer konuşma yapacaklar.
Fahişelerin kurduğu Apne Aap, kadın kurtuluşu için savaşıyor
Gökyüzünün Yarısı kitabında adına sıkça rastlanan sivil toplum kuruluşlarından biri de Apne Aap.
Apne Aap Women Worldwide, Hindistan Mumbai’nin “kırmızı ışık” (genelevleri) bölgesinden 22 kadın tarafından hiçbir kadının satın alınamayacağı ve satılamayacağı savunusuyla kuruldu.
1992 yılından bu yana kızların ve kadınların seks kölesi yapılmalarına karşı koyan ve bunu sona erdirmek için çalışan Apne Aap’ın kurucuları ilk kez Emmy ödüllü gazeteci Ruchira Gupta’nın Nepal’den Hindistan’a kaçırılan kadınların ve kızların konu edildiği The Selling of Innocents (Masumların Satılması) belgesel filminde rol almak için bir araya geldiler.
Belgeselin çekimi sırasında kadınlar, birbirleriyle ve Ruchira’yla kurdukları ilişkiler sayesinde yaşamlarındaki dışlanmışlığı yıktılar; bu da onlara içinde bulundukları duruma karşı çıkmak için güç verdi.
Belgeselin çekimi tamamlandıktan sonra da grup, çeşitli aralıklarla bir araya gelmeye devam etti. Grup olarak hareket ettiklerinde gördükleri saygı ve toplu bir şekilde görüşmelerden aldıkları güç onlara bir yasal yapı yaratmaları için ilham verdi ve böylece Apne Aap 2002 yılında Hindistan’ın Mumbai şehrinde bir STK olarak kaydettirildi.
Takip eden yıllarda Apne Aap’ın vizyonu ve etkisi büyüdü. Fuhuş batağına saplanmış diğer kadınlara ulaştılar ve Bihar, Delhi ve Batı Bengal’de kendi kendini güçlendirme programları düzenlediler.
Dışlanmış kadınların yerel ve ulusal seviyede yasal haklarından faydalanabilmeleri için kendi kendini güçlendiren küçük gruplar halinde örgütlenen Apnee Aap, fuhuş yoluyla cinselliği satın alanları cezalandırıcı daha ağır yasalar hazırlamaları için Parlamento’ya çağrıda bulundu ve
Hindistan’daki fuhuş sistemini çökertme hedefine odaklandı.
22 kurucu kadının tamamının açlık, intihar ve AIDS’ten kaynaklanan komplikasyonlardan dolayı hayatlarını kaybetmiş olmasına rağmen, Apne Aap faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Ülke genelinde kendi kendini güçlendiren gruplar Apne Aap merkezlerinde buluşarak geçim kaynaklarını iyileştiriyor ve yasal haklarına ilişkin eğitim alıyorlar. Bugün Apne Aap yürüttüğü faaliyetlerle 10.000’den fazla kadına ve kıza ulaşabiliyor. Fuhuş ticaretine olan talebi durdurmak gerektiğini savunan Apne Aap, hiçbir kadının satılmadığı ya da satın alınmadığı bir geleceğin yaratılmasında erkeklerin de aktif rol alması için çalışıyor.
Her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı Equality Now
Equality Now, “Gökyüzünün Yarısı” kitabında önemli yer tutan STK’lardan biri. Kadınların kişisel kurtuluş mücadelelerinde son derece aktif rol alan Equality Now’ın 160 ülkede 35 binden fazla kurumsal ve bireysel üyesi bulunuyor.
Equality Now; tecavüz, aile içi şiddet, üreme hakları, kadın kaçakçılığı, kadın sünneti, ekonomik ve siyasi eşitsizlik de dahil olmak üzere her türlü şiddet ve ayrımcılığa karşı çalışıyor.
1992 yılında kurulan, Londra, Nairobi ve New York’ta ofisleri olan uluslararası bir insan hakları kuruluşu Equality Now. Dünya genelinde kadınlara ve kız çocuklarına uygulanan şiddete ve ayrımcılığa karşı çalışıyor. 160 ülkede 35 binden fazla kurumsal ve bireysel üyesi bulunan Equality Now; tecavüz, aile içi şiddet, üreme hakları, kadın ticareti, kadın sünneti ve ekonomik imkanlara ve siyasi katılıma eşit erişim haklarının engellenmesi de dahil olmak üzere her türlü şiddet ve ayrımcılıkla ilgileniyor. Odaklandığı vakalar, şiddetin ciddiyeti ve sürekliliğinin yanı sıra, kadınların lehine yapısal bir değişim yaratmaya katkıda bulunup bulunamayacağına göre seçiliyor. Ön saflarda çalışan taban kuruluşların girişimlerini uluslararası seviyeye çekmeye çalışan Equality Now, yerel ortakları Hukukta Ayrımcılık, Cinselliğe Dayalı Şiddet, Kadın Sünneti (FGM) ve İnsan Ticareti programları aracılığıyla önemli gelişmeler kaydetmeye devam ediyor.
Uyguladığı stratejiler arasında farkındalık yaratma, koalisyonlarla ortaklık kurma ve bu koalisyonları daha da geliştirme, uluslararası ve bölgesel insan hakları kanunlarını, standartlarını ve mekanizmalarını güçlendirme, stratejik davalara katılım ve yerel gruplar için finans ve kapasite oluşturma desteğini harekete geçirme bulunuyor.
Foundation of Local Democracy
Bosna merkezli bir STK
Bosna Hersek’te insan haklarını, özellikle de cinsiyete dayalı şiddet kurbanlarının haklarını korumak, iyileştirmek, topluluk ve ağ oluşturmak, geliştirmek, yani ortaklık ilişkilerine öncülük etmek, Foundation of Local Democracy’nin odak noktası.
Bosna Hersek’te kurulan Foundation of Local Democracy (Yerel Demokrasi Vakfı), farklı projeler ve programlara teknik destek ve personel desteği yaratma, koordine etme, yönetme ve temin etmede 15 yıllık deneyime sahip yerel bir sivil toplum kuruluşu. Çalışmalarının odak noktasını, insan haklarını, özellikle de cinsiyete dayalı şiddet kurbanlarının haklarını korumak, teşvik etmek ve iyileştirmek, topluluk ve ağ oluşturmak, geliştirmek, yani ortaklık ilişkilerine öncülük etmek oluşturuyor.
Böyle bir odaklanma, Vakfı devlet kurumlarının vazgeçilmez ortağı ve insan hakları alanında sistemli çözümleri başlatan ve koordine eden kuruluş haline getirdi. Yıllar içinde çeşitli sivil kuruluşlarla olduğu kadar, Çalışma, Sosyal Politika, Mülteciler ve Yerlerinden Edilmişler, İçişleri, Adalet, Eğitim ve Bilim, Vatandaşlık İşleri ve İletişim Bakanlıklarıyla ve uluslararası donörler ve kurumlarla da (EU, USAID, UNHCR, UNFPA, City of Barcelona vb.) mükemmel ortaklıklar kuran Yerel Demokrasi Vakfı, aynı zamanda cinsiyete dayalı şiddete karşı mücadeleyi temel hedefi olarak belirleyen Güvenli Ağ’ın oluşturulmasına da öncü oldu. Bosna Hersek genelinde 32 sivil toplum kuruluşundan oluşan ağ, cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede yerel, bölgesel ve küresel seviyede işbirliği oluşturmayı amaçlıyor. Yerel Demokrasi Vakfı bu ağı idari açıdan yönetiyor.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, şiddete karşı kadın dayanışması sürdürüyor
1987 yılında Çankırı’da bir yargıcın, “kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemek gerekir” diyerek bir kadının boşanma talebini reddetmesi, Türkiye’de kadın hareketine bir ivme kazandırdı. “Dayağa Karşı Kadın Dayanışması” adı altında eylemler başladı. 1989′da “Mor İğne Kampanyası”, 1990′da “Bedenimiz Bizimdir” ve boşanma eylemleri, protesto telgrafları, mitingler, toplantılar, yayınlarla dayağı meşru sayan sisteme karşı mücadele giderek genişledi. 1989 yılı Ocak ayında şiddete maruz kalan kadınların hukuksal ve pratik destek alabilecekleri bir telefon ağı oluşturuldu. Ancak bir süre sonra dayanışma ağlarının yetmeyeceği, bir sığınağın gerekli olduğu somut biçimde ortaya çıktı. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, şiddetle yüz yüze olan kadınlarla dayanışmayı sürdürmek, aile içindeki şiddete karşı mücadeleyi yaygınlaştırmak amacıyla 1990 yılında kuruldu ve Türkiye’nin kadına yönelik şiddetle mücadelesinin kilometre taşı oldu.
Danışma merkezi, sığınma evi, atölye çalışmaları ve kamuoyu oluşturan faaliyetleriyle kadın mücadelesi veren Mor Çatı’nın danışma merkezine telefonla ya da yüz yüze, ortalama günde 10 başvuru geliyor. Merkez, çalışmalarını kadınlara yardım etmek değil, şiddete karşı kadın dayanışması oluşturmak, birlikte mücadele etmek üzere sürdürüyor.
Bugüne kadar 3 ayrı sığınak çalışması yürüten Mor Çatı, Mart 2009’dan bu yana bağımsız sığınak faaliyetini Şişli Belediyesi, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu gibi kuruluşlardan ve Mor Çatı dostlarından sağladığı destekle sürdürüyor. Dayanışma merkezi ve sığınakların feminist yöntemlerle yürütülmesi ile kadına yönelik şiddete karşı farkındalık yaratılması amacıyla iki ayrı tür atölye çalışması gerçekleştiriliyor.
1984′ de kurulan KAMER, 750 kadını ölümden kurtardı
1984 yılından bu yana Türkiye’nin her yerinde, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, her türlü şiddet ve ölüm olayının sıradan haberler arasına girmesinin sorular sordurduğu bir grup kadın tarafından kuruldu KA-MER (Kadın Merkezi). Şiddetin en fazla normalleştiği yerin evler olması ve her birinin bu şiddetin mağduru olması da “kadınlar ile birlikte, kadınlar için çalışmak” fikrine yöneltti KA-MER’i.
1996 yılında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 19 ayrı yerde 599 kadınla yaptığı anket çalışması, durumu açıkça gözler önüne sermişti: Kadınlar arasında okuryazarlığın azlığı, çok eşli ya da zorla evlilikler, kadınların şiddeti doğal karşılaması ve daha çok şey… Diyarbakır ve yakın çevresine hizmet vermek üzere kurulan KA-MER, bölgede yaşayan kadınlardan gelen talep üzerine, 2000 yılında Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinin pek çok il ve ilçesinde çalışmalar başlattı. 2005 yılında; Adıyaman, Kars, Hakkari, Tunceli, Erzincan, Gaziantep, Siirt, Elazığ, Malatya’da; 2006 yılında Kilis, Iğdır, Ardahan, Muş, Ağrı, Erzurum ve Şırnak’ta Kadın Danışma Merkezleri açarak, şiddete karşı çalışan kadın merkezlerinin sayısını 21′e çıkardı. Halen Bitlis ve Van’da örgütlenme çalışmaları sürdürülüyor. Yıllar içinde vakfa dönüşen KA-MER, şiddet gören kadınlara yönelik psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanında iş alanları yaratıyor, ayakları üzerinde durmalarını sağlıyor. Ancak özellikle bölgede çok yaygın olarak görülen namus cinayetleri konusunda deneyimli bir kuruluş. Namus cinayetlerine karşı devlet kurumlarıyla ortaklaşa, bazen bir dedektif gibi çalışan KA-MER, bugüne kadar hakkında ailesi tarafından öldürülme kararı verilmiş 750 kadını ölümden kurtardı. Destek olduğu kadınlar da kendi ayakları üzerinde durmaya başlayınca, başka kadınlara destek olmak üzere KA-MER çalışanları arasına katılıyor.
Hürriyet Acil Yardım Hattı 7 gün 24 saat hizmet veriyor
Türkiye’nin en etkili gazetesi Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası, bir medya kuruluşunun sosyal sorumluluk projesi olarak başlattığı kampanyasını, sorunla topyekün mücadelenin vazgeçilmez bir çözüm ortağı haline getirmesinden dolayı, ilginç bir örnektir. Yedi yıldır sürdürülen kampanya, yayınları, farkındalık kampanyaları, eğitimleri, konferansları, ses getiren organizasyonları ve Türkiye’nin ilk ve tek 7 gün 24 saat açık Acil Yardım Hattı’yla aile içi şiddetin Türkiye’de bir suç olarak kabul edilmesi ve çözüm yollarının aranmasına ciddi katkılar sağladı. Konuyla ilgili çalışan sivil örgütlerle başarılı işbirliklerine imza atması, devlet yetkililerinin harekete geçirilmesi, bilinçlendirme çalışmaları, aile içi şiddetle ilgili önleme ve koruma mücadelesinde Hürriyet’i önemli bir sivil paydaş haline getirdi. Hürriyet Gazetesi, başta aile içi şiddet olmak üzere, kadınların yaşadığı tüm sorunlara karşı kurumsal bir tavır almaya, yapılan çalışmaları desteklemeye ve kamuoyu oluşturmaya devam ediyor.
